60.000 kişilik küçük Valencia'nın ikinci takımı onlar. 25.000 kişi kapasiteli El Madrigal Stadı'nda maçlarını oynuyorlar. 1998-1999 sezonunda La Liga'ya ilk defa çıktılar. İlk defa o zaman adlarını duyabildik. Gerçi çıkmaları pek bir işe yaramadı. Aynı sezon ligde 18. olarak küme düştüler ama 2000-2001 sezonunda bir daha çıktılar ve işte asıl o zaman kalıcı olmaları başladı.
Kısaca baktığımız zaman 2003-2004 sezonunda UEFA Kupası'nda yarı final oynamışlardır. 2004-2005 sezonunda La Liga'yı 3. bitirmiş, bir sonraki sezon Şampiyonlar Ligi'nde Arsenal karşısında son dakikada atamadığı penaltı golü yüzünden, yarı finalde elenmişlerdir. 2006 yılında İntertoto Kupası'na katılmış ve NK Maribor takımına elenmişlerdir.
Kısa sürede bu tür kalıcı başarıların yakalanması Villarreal gibi küçük bir takımın bu kadar büyük yerlere gelebilmesi zor gibi gözükse de onlar zoru başardılar. Kadrolarında bir dönem Juan Roman Riquelme gibi Martin Palermo gibi Nihat Kahveci gibi Marcos Senna gibi Diego Forlan gibi isimleri barındırdılar.
Bu kadar iyi giden bir takımın 2011-2012 sezonunda birden küme düştüğünü söylesem birçok kişiye "Şaka yapıyorsun herhalde." tarzında bir tepki verir. Ama gayet de ciddiyim. Villarreal o sezon gerçekten de küme düştü ve herkes neye uğradığını şaşırdı. Çok değil küme düştükleri sezondan 7 sene önce Şampiyonlar Ligi'nde finalin kapısından dönen takım şimdi Segunda B'de sürünecekti.
Bu ani düşüş onları da epey etkiledi. Takımın önemli diyebileceğimiz isimleri takımdan ayrıldı. İşte bu gibi anlarda takımda adamlar kaldı. Tıpkı Juventus efsanesi Pavel Nedved'in de dediği gibi "Küme düşünce futbolcular gider, adamlar kalır." sözü şu olaya cuk oturuyordu. Segunda'dan çok rahat çıkacağını düşünüyordu herkes ve otoriteleri yanıltmadılar ve çok rahat biçimde La Liga'ya tekrar çıkmayı başardılar.
Tekrar La Liga'ya yükselmişlerdi. Önlerinde büyük bir fırsat vardı. Ben onların bu dönemini ikinci dirilişleri olarak görüyorum. O kadar zorluktan ve ekonomik krizden tekrar buralara gelebilmeleri önemli. 2013-2014 sezonu başında takımın La Liga'da belli bir istikrar yakalaması için transfere ihtiyaç vardı. Ve takıma önemli isimler takviye oldu. Bunlardan başlıcaları ;
Tomas Pina
Sergio Asenjo
Bojan Jokic
Takımdan gidenler de oldu. Başta stoperde görev yapan tecrübeli isim Olof Mellberg yaşının da etkisiyle ülkesi Danimarka'nın Kopenhag takımına transfer oldu. Bir başka Villarreal efsanesi Marcos Senna da Amerika'nın New York Cosmos takımına, genç yıldız Zapata da Milan ile anlaştı.
Villarreal bir La Liga takımı için hiç de fena olmayan bir transfer süreci geçirmişti. Bunun meyvelerini almak zorundaydı. Takımın hedefi küme düşmemek değil orta sırada bir yerde hatta belki de biraz daha zorlayıp Avrupa potasında ligi bitirmeyi düşünüyorlardı. Açıkçası o zamanlar biraz hayalperest bir düşünce gibi görsem de kadronun bu denli uyum göstereceğini kimse tahmin etmiyordu.
Teknik direktör Marcelino ile yola başlanması her şeyden önce takımı gerçekten ciddi anlamda bilen birine teslim etmek çok mantıklı bir hamleydi. Başkanları Fernando Roig Alfonso da takıma gerekli maddi desteğin yapılacağını ve başarının gelmesi halinde bu desteklerin artabileceğini söylüyordu. Yani yönetimsel açıdan da hiçbir sıkıntı yoktu.
Villareal'in de az çok nasıl bir kadroyla maçlara çıkacağı belli oluyordu. En azından kafamızda şu şekilde tasvir ediyorduk :
Ve sonunda lig başlıyordu. Lige fırtına gibi giren Villarreal ilk 3 maçından 9 puan çıkarıyordu. İlk 3 maç sonunda Almeria, Valladolid ve Osasuna gibi takımları yendiler. Belki bunlar kağıt üstünde kolay gibi gözükse de La Liga'ya çıkan yeni bir takım için bu takımları yenebilmek başarıdır. Hele hele bu 3 takımın 2'sini deplasmanda yenebiliyorsa. 4. hafta belki de takım en ciddi sınavını verecekti. Rakip Dünya'nın en iyi 5 takımından biri olan Real Madrid'ti. Beklenenin aksine Villarreal'den çok Real Madrid zorlandı bu karşılaşmada. Geri düşseler de en azından Real Madrid gibi zor bir takımdan 1 puan almaları hiç de fena sayılmazdı. 4 haftada alınan 10 puan çok değerliydi.
Ardından geçen haftalarda Villarreal Celta Vigo deplasmanında 0-0 berabere kalarak deplasmandaki ilk puan kaybını yaşıyordu. Lige yeni çıkmış bir takımın 5 haftada 11 puan toplaması başkanından yönetimine, futbolcusundan taraftarına kadar herkesi memnun etmişti. Evinde denk güç diyebileceğimiz Espanyol'u da yenen Villarreal için ilk puan kaybı Betis deplasmanında oldu. Her ne kadar bu sezon ligin son sırasında bulunsa da evindeki birçok maçta gol yemediği takdirde rakibi zorlayan Betis, o maçta gol atamayan Villarreal'i 1-0 yenmeyi başardı. Villareal'in bu sezon için ilk mağlubiyeti oluyordu. Zaten oynadıkları kötü futbol da sezonun genelindeki en kötü oyundu. Ama bu mağlubiyetin herkes tarafından bir iş kazası olarak görülmesinden doğal bir şey de yoktu.
La Liga'nın 8. haftasına girilmişti. Ligde o zamana kadar en az gol yiyen takımlardan biriyle maç yapıyordu Villarreal. Granada gerek bu sezon gerekse de La Liga'da yer aldığı tüm sezonlarda gol yemeyi de atmayı da seven bir takım değil. Villarreal'in gol atmakta zorlanacağını düşünen otoriteler bir kez daha yanılıyordu ve Villarreal Granada'yı güle oynaya 3-0 mağlup ediyordu. Villarreal'in önünde şimdi çok daha zor bir fisktür vardı. Önce yeni stadını açan ve o yeni stadında henüz maç kaybetmeyen Bilbao ile oynayacaklar ardından evinde Valencia ve Getafe ile oynayacaklardı. Normal olarak Bilbao deplasmanında 2-0 mağlup oldular. Maçtan sonra Villlareal teknik direktörünün kızgınlığını basın anlamayıp olayın büyüttüğünü söyleseler de Marcelino aslında takım yenildiği için değil, takım sahada 10 kişi kaldı diye iyice kızgındı.
Bilbao maçının şokunu erken atlatan Villarreal'in konuğu bu sefer şehrin diğer takımı Valencia idi. Derbi diyebileceğimiz bir maç izleyecektik. Şehir ikiye bölünmüş bir şekilde maçı bekliyorlardı. Valencia'nın bu sezon ne kadar formsuz ve istikrarsız olduğunu söylememe gerek yok sanırım. Herkesin bildiği gibi son yılların en kötü Valencia'sını izliyoruz belki de. Villarreal'ın maçı kazanacağını düşünen vardı belki de ama maçın 4-1 biteceğini kimse beklemiyordu. Evet, Villarreal derbiyi 4-1 gibi farklı bir skorla kazanıyordu. İşte o zaman herkes bu takımın bu sezon Avrupa Kupaları'na gitmeye hak kazanacağına inanıyordu. Sonraki hafta evinde rehavet gereği Getafe'ye 2-0 mağlup oldular. O maçta da tıpkı Betis maçındaki gibi silik ve tatsız oyunlarını oynadılar. Tabi Valencia galibiyetinin de etkisiyle onlarda bu rehaveti görmeyi doğal karşılayabiliriz.
Ligin 12. haftasına geldiğimizde Villareal ligin zor ve sert geçen deplasmanlarından biri olan Elche deplasmanına gidiyordu. Lige yeni çıkan bir takıma göre evinde dayanıklı olan Elche evinde Villareal'e 1-0 yenilmekten kurtulamadı. Bir sonraki hafta ligde bu sezonun en başarılı grafiğine sahip Atletico Madrid'i evinde ağırlıyordu. Evinde etkili bir seyircisi olan Villarreal'in bu maçları kazanması artık sürpriz sayılmıyordu. Her ne kadar kazanmasa da yenilmedi. Atletico Madrid ile 1-1 berabere kaldı. Ardından Levante deplasmanında da 3-0 kazanarak yoluna devam ediyordu. Hem de hız kesmeden.
Villarreal'in önünde zor bir fikstür vardı. Üst üste Malaga, Barcelona ve Sevilla ile ligde oynayacaklardı. Ayrıca Kral Kupası maçları da vardır. Ligde evinde geçen sezonki Malaga'dan eser olmayan Malaga'yı konuk eden Villareal hiç hesapta olmayan bir beraberlik aldı. O maçta iyi oynasalar da bir türlü skora gidememeleri başta teknik direktör Marcelino'yu çok kızdırdı. Bu şoku atlamamışkenKral Kupası'nda hiç beklemediği bir beraberlik aldı evinde. Çift maçlı eleminasyon sistemine göre oynanan İspanya Kral Kupası'nda evinde Elche ile 2-2 berabere kaldı. Şanssızlık bu ki bu sefer de deplasmanda ligin en iyi oynayan takımı Barcelona ile oynayacaklardı. Nou Camp'ta son dakikada hakem kurbanı olan Villarreal belki biraz daha direnebilse 1 puan çıkarabilecekti ama olmadı. Zor deplasmandan 2-1 mağlup ayrıldı. Son 3 maçta da kazanılamaması başta teknik direktör ve başkan olmak üzere futbolcuları ve taraftarların paniklenmesine yol açtı. Haklılardı da. Sezon başından beri ilk defa bu kadar fazla üst üste maç kazanamıyorlardı. Neyse ki deplasmanda Kral Kupası'nda Elche'yi 1-0 yenmeleri onları biraz olsun morallerinin yerine getirmesini sağladı.
Tam Kral Kupası'nda tur atladılar diye sevinirken ligde evlerinde Sevilla'ya 2-1 yenildiler. İşte bu mağlubiyet fazlasıyla kötü oldu Villarreal için. Hem sıralama olarak gerilediler hem de güven eksikliği sorunu baş gösteriyordu. Ligde üst üste 3 maçtır kazanamamaları onları sıkıntıya soktu. Ama imdatlarına Rayo Vallecano yetişti. Ligin en kötü oynayan ve en çok gol yiyen takımını deplasmanda 5-2 yenmeyi başardı Villarreal. Bu sefer tamam Villareal'den seri geliyor diye beklerken Kral Kupası'nda Real Sociedad'a elenmeleri yine kara bulutların Villarreal üzerinde dolaştığını gösteriyordu.
Bu kötü gidiş esnasında yönetim inisyatif kullandı ve futbolcularla bir toplantı yapma kararı aldılar. Hazır lige verilen arayı iyi kullanmak isteyen yönetim futbolculara ciddiyetlik ve gerçeklik üzerine konuşmalar yaptı. Takımın daha iyi olabileceğini ve hocaları Marcelino'ya sonsuz bir güvenle yola daha iyi bir şekilde devam edeceklerine inanmaları konusunda oyunculara telkinde bulundular.
Nitekim bu telkin işe yaramış gibi göründü ki ligde oynadıkları Real Sociedad maçını 5-1, Almeria maçını da 2-0 kazanmayı başardılar. Şu anda ne Avrupa ne de kupa hedefi olan Villarreal'in önünde sadece lig kulvarı kaldı. Tek kulvarda mücadele etmenin avantajlarını en iyi şekilde kullanacaklarını düşünüyorum. Şimdi de Villarreal'de ilk 20 haftaya damga vurmuş isimlere göz atalım :
Villarreal'in 20 haftalık performansında hücum bölgesindeki hareketliliğin göze çarptığı bir gerçek. Özellikle kanatlarda oynayan Dos Santos'un ve Aquino'nun Uche'ye çıkardığı toplar ve Uche'nin de bu topları değerlendirmesi onların en büyük avantajlarındandı. Bunun dışında dikkat çeken bir başka isim de kaleci Asenjo idi. Atletico Madrid'ten kiralanan Asenjo gelecek potansiyeli olan ve ileride belki de Dünya'nın sayılı isimlerinden biri olabilecek düzeyde. 20 haftanın geneline bakıldığında şahsen Giovani Dos Santos, Uche ve Asenjo isimleri öne çıkıyor. Ayrıca stoperde görev yapan Musacchio da fena bir performans göstermedi.
Şu ana kadar Villarreal'in en çok gol atan oyuncuları :
Villarreal bildiğiniz gibi Kral Kupası'na veda etti. Ligde de ilk 20 hafta sonunda şöyle bir tablo oluştu :
Bugün Villarreal'i değerlendirmeye çalıştık. La Liga'yı takip eden biri olarak renkli bulduğum bir takımdı Villarreal. Birçok otorite de bu sezon ligi Avrupa potasında bitirebileceğini söylüyor. Şu gidişat ve oynadıkları oyun bizi bu şekilde düşündürüyor. Umarım iyi bi netice ile La Liga'yı tamamlarlar. Başka bir yazıyla daha görüşmek üzere...
Uğur Sever
Twitter'da @Comandante__10
Tam Kral Kupası'nda tur atladılar diye sevinirken ligde evlerinde Sevilla'ya 2-1 yenildiler. İşte bu mağlubiyet fazlasıyla kötü oldu Villarreal için. Hem sıralama olarak gerilediler hem de güven eksikliği sorunu baş gösteriyordu. Ligde üst üste 3 maçtır kazanamamaları onları sıkıntıya soktu. Ama imdatlarına Rayo Vallecano yetişti. Ligin en kötü oynayan ve en çok gol yiyen takımını deplasmanda 5-2 yenmeyi başardı Villarreal. Bu sefer tamam Villareal'den seri geliyor diye beklerken Kral Kupası'nda Real Sociedad'a elenmeleri yine kara bulutların Villarreal üzerinde dolaştığını gösteriyordu.
Bu kötü gidiş esnasında yönetim inisyatif kullandı ve futbolcularla bir toplantı yapma kararı aldılar. Hazır lige verilen arayı iyi kullanmak isteyen yönetim futbolculara ciddiyetlik ve gerçeklik üzerine konuşmalar yaptı. Takımın daha iyi olabileceğini ve hocaları Marcelino'ya sonsuz bir güvenle yola daha iyi bir şekilde devam edeceklerine inanmaları konusunda oyunculara telkinde bulundular.
Nitekim bu telkin işe yaramış gibi göründü ki ligde oynadıkları Real Sociedad maçını 5-1, Almeria maçını da 2-0 kazanmayı başardılar. Şu anda ne Avrupa ne de kupa hedefi olan Villarreal'in önünde sadece lig kulvarı kaldı. Tek kulvarda mücadele etmenin avantajlarını en iyi şekilde kullanacaklarını düşünüyorum. Şimdi de Villarreal'de ilk 20 haftaya damga vurmuş isimlere göz atalım :
Villarreal'in 20 haftalık performansında hücum bölgesindeki hareketliliğin göze çarptığı bir gerçek. Özellikle kanatlarda oynayan Dos Santos'un ve Aquino'nun Uche'ye çıkardığı toplar ve Uche'nin de bu topları değerlendirmesi onların en büyük avantajlarındandı. Bunun dışında dikkat çeken bir başka isim de kaleci Asenjo idi. Atletico Madrid'ten kiralanan Asenjo gelecek potansiyeli olan ve ileride belki de Dünya'nın sayılı isimlerinden biri olabilecek düzeyde. 20 haftanın geneline bakıldığında şahsen Giovani Dos Santos, Uche ve Asenjo isimleri öne çıkıyor. Ayrıca stoperde görev yapan Musacchio da fena bir performans göstermedi.
Şu ana kadar Villarreal'in en çok gol atan oyuncuları :
Villarreal bildiğiniz gibi Kral Kupası'na veda etti. Ligde de ilk 20 hafta sonunda şöyle bir tablo oluştu :
Bugün Villarreal'i değerlendirmeye çalıştık. La Liga'yı takip eden biri olarak renkli bulduğum bir takımdı Villarreal. Birçok otorite de bu sezon ligi Avrupa potasında bitirebileceğini söylüyor. Şu gidişat ve oynadıkları oyun bizi bu şekilde düşündürüyor. Umarım iyi bi netice ile La Liga'yı tamamlarlar. Başka bir yazıyla daha görüşmek üzere...
Uğur Sever
Twitter'da @Comandante__10









.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)


.jpg)
Cok guzel bir yazi olmus ellerinize saglik fakat sunuda yeri gelmisken duzeltelim olof melberg danimarkali degil isvecli..
YanıtlaSil