Kimler gelmedi ki Türkiye'ye. Hangi sahte yıldızlar , hangi gerçek yıldızlar , hangi yıldız diye gelip kayanlar. Küçük bir karşılaştırma ile neyin nasıl sonuçlanacağını öngörmek çok olay olacaktır.
Türkiye'ye yıldız getirmenin zor olduğu zamanlardı 90'lar. Para gerekti en baba tabirle. Yani oynatmaktan çok getirmek zordu oyuncuları. Yıl 2014. Türkiye'ye yıldız getirmekten kolay bir şey yok an itibariyle. Kontrata imzanı at oyuncu Atatürk Havalimanında. Ancak şimdi de bir başka defomuz çıktı ortaya. Yıldızları kaymadan idare edebilmek.
Galatasaray ile başlayalım. Bu işin tartışmasız en iyisi. Kulübün Avrupai görüntüsü , özgüvenli ve havalı atmosferi oyuncuyu zaten fazlasıyla motive ediyor. İstisnalar olmadı mı , oldu tabi ki. Jo , Dos Santos gibi oyuncular gelip yatıp , içip , gittiler. Ancak Hagi , Popescu , Jardel , Kewell , Sneijder , Drogba gibi gerçek anlamda yıldız oyuncular sarı kırmızılı takıma ciddi anlamda katkı yaptılar. Kulübün profesyonelleri oyuncularını tartışmalı anlarda bile koruyarak yaşnız olmadığını hissettirdiler. Doğruluğu yanlışlığı tartışılır yöntemin ancak başarılı olduğu kesin. En başta Beşiktaş gibi etik değerler çok fazla hatta gereğinden fazla önem veren takımların asla yapmayacağını yapıyorlar sonuçta. Ancak dediğimiz gibi Galatasaray yıldızlarından sonuna kadar faydalanmayı iyi biliyor.
Fenerbahçe. Yıldızların takımı. Henüz 90'ların başında Bolic , Schucmaer ardından Okocha , Mosheu , Balic devamında Ortega , Hooijdonk , Anelka , Appiah. Ancak Fener'in bu anlamda istisna denemeyecek kadar başarısızlıkları da çok fazla. Verim alınamayan Rebrov , Guiza , Mirkovic , Krasic maliyeti en yüksek olanlardan. Fenerbahçe'nin yöntemi ise oyuncuları kontrol etmemek. Kulübün büyüklüğünü camianın yansıtmasını bekleyen bir kulüp yapısı öngörüyorlar. Ancak bu durum çoğu zaman şans faktörünü işin içine sokuyor. Kulübü seven , büyüklüğünü kabul eden oyuncular fazlasıyla verim verirken , bunu anlamayn oyuncular ise tüm maliyeti ile kulübün sırtındaki kambur oluyor.
Ve Beşiktaş. Bu konudaki tartışmasız en kötü kulüp. Zaten kulüpve taraftar yapısı itibariyle Demirören dönemine dek yıldızlara alışkın olmayan ve takım oyunu ile başarılarını elde eden Beşiktaş , bu dönemle birlikte yıldız oyuncuları görmeye başladı. Haliyle bu profile hiç alışık olmayan taraftar da ne yapacağını şaşırarak ambale oldu. Taraftar etik olguya Baba Hakkı ve Şeref Bey'den kökten bağlı olduğu için yabancı oyuncuların şımarıklıklarını kaldırabilecek yapıda hala değil. Ancak yabancı yıldızlar da haliyle kaprisleri olan oyuncular. Ve tolerans gösterip arkasına geçemezseniz elinizden kayacaklardır. Son Örneği Quaresma'dır. Quaresma Galatasaray'ın futbolcusu olsa tüm disiplinsizliklerine rağmen taraftar savunacaktır. Fenerbahçe'de oynasa taraftar sevgisini gösterecek ancak hakkını vermezse anında yüz çevirecektir ve oyuncuya senden iyileri buraya gelecek olgusu yerleştirilecektir. Ancak durum Beşiktaş olunca işler karışıyor.
Genel profile bakarsak havaalanına indiği anda omuzlara alınan oyunculardan bize saygı duymalarını bekleyemeyiz. Oyuncu buraya gelene kadar futbolculuğun para karşılığı yapılan bir iş olduğu olgusunu taşırken , geldikten kısa süre sonra burada kahraman olduğunu hissediyor. Haliyle antrenmanlar düz koşulara , saygı densizliğe , disiplin tembelliğe , oyun çirkefliğe , futbol savaşa dönüşüyor. Taraftarlar olarak verdiğimiz paraların farkıan varıp oyuncuların bu derece şımartılmaması gerektiğini anlamamız gerekiyor. Aksi taktirde ne yaparsak yapalım , ne kadar harcarsak harcayalım sonuç hüsran olacaktır.
Çağrı ASARLI
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
0 yorum:
Yorum Gönder